ANALİZ- Kuveyttürk Yatırım, Strateji Raporunda BIST100 için 12 aylık hedefini %36 yükselişe işaret eden 19.835 olarak belirledi
BIST100 endeksi için 12 aylık hedefimizi %36 yükselişe işaret eden 19.835 olarak belirliyoruz
Küresel ve yurt içi piyasalarda Mart ayında başlayan Orta Doğu kaynaklı çatışmalar, başta petrol fiyatları olmak üzere makroekonomik beklentiler üzerinde belirleyici oldu. 60 günlük ateşkesin sona ermesinin ardından taraflardan gelen açıklamalar jeopolitik riskleri gündemde tutsa da piyasaların gelişmelere önemli ölçüde adapte olduğunu ve fiyatlama üzerindeki etkinin önceki döneme kıyasla zayıfladığını gözlemliyoruz. Petrol fiyatlarında dengelenme eğiliminin öne çıkmasıyla birlikte, yılın geri kalanında yurt içi piyasaların seyrinde enflasyonun ana eğilimi, para politikasındaki normalleşme, ekonomik aktivitenin görünümü ve küresel risk iştahının temel belirleyiciler olmasını bekliyoruz.
Temmuz ayında TÜFE aylık %1,78 artarken, yıllık enflasyon 0,36 puan gerileyerek %31,75 seviyesinde gerçekleşti. Enflasyonun ana eğilimi ve üç aylık ortalamalardaki gerileme dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ederken, düşüş hızının önceki döneme kıyasla daha temkinli bir patikaya girdiğini değerlendiriyoruz. TCMB'nin 2026 yıl sonu enflasyon tahminini %26'dan %28'e yükseltmesinin ardından piyasa beklentilerinin de %29-%30 seviyelerine yaklaşması, yılın ikinci yarısında yukarı yönlü risklerin devam ettiğini gösteriyor. Yeni eğitim-öğretim döneminin başlaması ve yurt içinde petrol fiyatlarındaki olası yükseliş nedeniyle Ağustos ve Eylül aylarında aylık enflasyonun %2 civarında gerçekleşebileceğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda 2026 yıl sonu TÜFE tahminimizi %28,8 seviyesinde koruyoruz. Hizmet ve gıda enflasyonu ile enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeleri dezenflasyon sürecinin önündeki başlıca riskler olarak değerlendiriyoruz.
TCMB'nin yaklaşık altı aylık aranın ardından, beklentilerimiz doğrultusunda haftalık repo ihalelerine yeniden başlamasını yılın ikinci yarısı açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Mevcut durumda piyasada yaklaşık 1,25 trilyon TL seviyesinde likidite fazlası bulunurken, haftalık repo ihalelerinin yeniden başlatılması kısa vadeli faizlerin yönlendirilmesi ve para politikasının operasyonel çerçevesinin normalleşmesi açısından önemli bir sinyal niteliğinde. İlk haftalık repo ihalesinin %37 faizle gerçekleştirilmesiyle fonlama kompozisyonunun gecelik borç verme faizinden politika faizine doğru kayması, piyasanın fiili fonlama maliyetinde gevşemeye işaret ederken, Ekim ve Aralık toplantılarına ilişkin faiz indirimi beklentilerini de güçlendirdi.
Bu çerçevede TLREF, BIST repo ve depo ihale faizlerindeki gelişmelerin yanı sıra enflasyon görünümünü yakından takip ediyoruz. Repo ihalelerinin yeniden başlamasının özellikle bankacılık, GYO, holdingler ve endeks ağırlığı yüksek hisseler açısından olumlu bir katalizör olmasını bekliyoruz. Bununla birlikte, 10 Eylül'e kadar gerçekleşecek yurt içi ve küresel gelişmelerin TCMB'nin faiz indirim patikasının seyri açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz. Enflasyon görünümünde belirgin bir bozulma yaşanmaması halinde, para politikasındaki operasyonel normalleşmenin politika faizinde kademeli indirimlerle desteklenmesini bekliyoruz. Mevcut görünüm altında TCMB'nin 22 Ekim ve 10 Aralık toplantılarında 100'er baz puanlık indirimlerle politika faizini yıl sonunda %35 seviyesine çekmesini bekliyoruz. Faizlerdeki düşüşün başta bankacılık, GYO ve iç talebe duyarlı sektörler olmak üzere şirketlerin finansman maliyetlerini azaltarak sanayi şirketlerinin karlılık görünümünü de desteklemesini bekliyoruz. Özellikle finansman giderlerindeki gerilemenin, yüksek faiz ortamında baskılanan bilançolar açısından önümüzdeki dönemde önemli bir destekleyici unsur olacağı görüşündeyiz
Ödemeler dengesi tarafında enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeler temel risk unsuru olmaya devam ediyor. Orta Doğu kaynaklı çatışmaların etkisiyle dış ticaret dengesinde yaşanan bozulma ve enerji fiyatlarındaki oynaklık sonucunda, yılın ilk yarısında cari açık geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 26 milyar dolar seviyesinden 34,5 milyar dolara yükseldi. 12 aylık kümülatif cari açık ise 38,9 milyar dolara ulaştı. Yılın ikinci yarısında turizm gelirlerinin hizmetler dengesine sağlayacağı katkının cari açığı sınırlamasını beklerken, petrol fiyatlarının yüksek seyretmesinin dış denge üzerinde baskı oluşturmaya devam edebileceğini düşünüyoruz. 84 dolar/varil Brent petrol varsayımımız doğrultusunda 2026 yıl sonu cari açık tahminimizi 52,9 milyar dolar seviyesinde koruyoruz. Bununla birlikte cari açığın finansman kalitesi, rezerv birikimi ve sermaye girişlerinin seyri, TL varlıkların risk primi açısından yakından izlenmesi gereken başlıklar olmaya devam ediyor.
Küresel enerji piyasalarında geride bıraktığımız dönemde fiyatlamaları jeopolitik riskler ve arz kısıntıları belirlerken, önümüzdeki süreçte daha dengeli bir piyasa yapısına geçiş öngörüyoruz. Üretim kapasitelerindeki artış ve küresel talepteki ılımlı seyirle birlikte, fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskının hafiflemesini bekliyoruz. Bu doğrultuda, küresel jeopolitik stresin yüksek seyrettiği 2026 yılını ortalama 84 dolar/varil seviyesinde tamamlamasını beklediğimiz Brent petrolün, 2027 yılında kademeli bir normalleşme eğilimi sergileyerek ortalama 72 dolar/varil seviyesine gerileyeceğini tahmin ediyoruz. Enerji fiyatlarındaki bu gevşeme beklentisi, Türkiye ekonomisinin makro dengeleri açısından oldukça destekleyici bir zemin sunmaktadır. Brent petrolün 84 dolardan 72 dolar seviyesine gerilemesi, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını belirgin ölçüde hafifleterek cari işlemler açığında yapısal bir daralma yaratacaktır. Aynı zamanda, enerji maliyetlerindeki bu düşüş, 2027 yılı için öngördüğümüz %22,60 seviyesindeki dezenflasyon patikasını destekleyecek ve para politikasındaki kademeli normalleşme süreci için ihtiyaç duyulan makroekonomik manevra alanını genişletecektir
Yılın ikinci yarısında finansal koşullardaki kademeli gevşemenin iç talebi desteklemesini beklesek de, sıkı para politikasının gecikmeli etkileri, sanayi üretimindeki zayıf seyir ve jeopolitik gelişmelerin ekonomik aktivite üzerindeki baskısının devam edebileceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde büyümenin seyri açısından iç talebin yanı sıra sanayi üretimi, yatırımlar ve ihracat performansının belirleyici olacağını değerlendiriyoruz. 1Ç26 büyüme verisinin ardından aşağı yönlü revize ettiğimiz 2026 yılı büyüme tahminimizi %3,4 seviyesinde koruyoruz.
Önümüzdeki dönemde Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmeler ve çatışmaların seyri, petrol fiyatları üzerinden makroekonomik görünüm açısından önemli bir risk unsuru olmaya devam ediyor. Bölgede gerilimin yeniden tırmanması ve petrol arzına yönelik risklerin artması, Brent petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareketlere neden olabilir. Petrol fiyatlarındaki olası yükselişin başta enflasyon olmak üzere cari denge, büyüme ve para politikası beklentileri üzerinde baskı oluşturabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, petrol fiyatlarında kalıcı bir yükseliş yaşanması halinde mevcut makroekonomik tahminlerimiz üzerinde yukarı yönlü revizyon ihtiyacı oluşabileceğini değerlendiriyoruz. ❖ 2025 yılı sonunda yayımladığımız strateji raporumuzda, 2026 yılına ilişkin beklentilerimizi yatırımcılar ile paylaşırken, BIST100 endeksi için 12 aylık hedef fiyatımızı 15.250 olarak belirlemiştik. Söz konusu dönemde stratejimizin temelini; makroekonomik görünümde beklenen iyileşme, finansal koşullarda normalleşme, ülke risk primindeki gerileme, yabancı yatırımcı ilgisinin yeniden artması ve şirket kârlılıklarında 2026 yılının ikinci yarısından itibaren toparlanma beklentisi oluşturmuştu. Bu doğrultuda, söz konusu gelişmelerin Borsa İstanbul'da yeniden değerleme sürecini destekleyebileceğini öngörmüştük. 2026 yılının geride kalan döneminde BIST100 endeksinde güçlü bir performans izlenirken, endeksin 15.205 seviyesinde tarihi zirvesini yenilemesiyle birlikte yıl sonunda belirlediğimiz 15.250 hedefimize oldukça yaklaştığını görüyoruz. Geldiğimiz noktada, yıl başında ortaya koyduğumuz pozitif beklentilerin önemli ölçüde fiyatlandığını değerlendirirken, bundan sonraki dönemde şirket kârlılıklarında beklenen toparlanmanın ve mevcut değerleme iskontosunun ne ölçüde azalacağının daha fazla önem kazanacağını düşünüyoruz.
2026 yılının ikinci yarısından itibaren şirket kârlılıklarında beklediğimiz toparlanmanın önümüzdeki dönemde belirginleşmesini bekliyoruz. Finansman maliyetlerindeki gerilemenin bilançolara yansıması, faaliyet koşullarındaki iyileşme ve iç talepte beklenen toparlanmanın şirket cirolarını desteklemesi karlılık görünümünü olumlu etkileyebilir. Bu toparlanmanın 2027 yılında daha belirgin hale gelmesi ve kâr büyümesinin hız kazanması, Borsa İstanbul açısından önemli bir katalizör olacaktır. Bu süreçte endeks bazlı hareketlerden ziyade sektör ve şirket bazlı ayrışmaların daha belirgin hale gelmesini bekliyoruz. Güçlü bilanço yapısına, düşük borçluluğa, sürdürülebilir nakit akışına ve kârlılık büyüme potansiyeline sahip şirketlerin yatırımcı ilgisinden daha fazla pay alabileceğini düşünüyoruz. Özellikle, faiz indirim sürecinden olumlu etkilenebilecek bankacılık ve GYO, iç talepte beklenen toparlanmadan fayda sağlayabilecek perakende ile operasyonel görünümü güçlü sanayi ve ihracatçı şirketlerde ayrışma görülebileceğini değerlendiriyoruz. Bununla birlikte, savunma sanayii, sağlık ve ulaştırma sektörlerinin yapısal büyüme dinamikleri ve şirket bazlı hikâyeler doğrultusunda ön plana çıkabileceğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda MLP Sağlık, BİM, Ebebek, Tüpraş, Çimsa, Albaraka ve Logo Yazılım hisselerini beğeniyoruz.
BIST100 endeksinin değerleme tarafında ise Türkiye hisse senedi piyasalarının gelişmekte olan ülke piyasalarına kıyasla iskontolu görünümünü koruduğunu düşünüyoruz. Makroekonomik görünümdeki iyileşmenin kalıcı hale gelmesi, ülke risk primindeki gerilemenin devam etmesi ve şirket kârlılıklarının toparlanması halinde, söz konusu iskontonun kademeli olarak azalabileceğini değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda, önümüzdeki dönemde endeks performansının yalnızca kar büyümesiyle değil, değerleme çarpanlarında gerçekleşebilecek normalleşmeyle de desteklenebileceği kanaatindeyiz.
Teknik görünüm açısından ise 14.300 seviyesini mevcut yükseliş eğiliminin korunması açısından önemli bir eşik olarak takip ediyoruz. Endeksin bu seviye üzerinde kalıcılık sağlaması halinde yükseliş eğiliminin korunmasını ve yeni zirve arayışlarının devam etmesini bekliyoruz. Yukarı yönlü hareket açısından ise 15.205 seviyesindeki tarihi zirvenin aşılması önem taşımaktadır. Bu seviyenin üzerinde kalıcı hareketin oluşması halinde endekste yeni bir fiyatlama alanının açılabileceğini düşünüyoruz. Öte yandan, endekste oluşan simetrik üçgen formasyonunun yukarı yönlü kırılması sonrasında formasyonun teorik hedefi 16.500 seviyesine işaret etmektedir. Aynı zamanda 16.500 seviyesini endeks açısından uzun vadeli güçlü direnç bölgesi olarak takip ediyoruz. Bu seviyenin aşılması ve üzerinde kalıcılık sağlanması halinde, alımların hız kazanmasını ve yükselişin daha geniş bir hisse grubuna yayılmasını bekliyoruz. Teknik görünümde oluşabilecek bu ivmenin, şirket kârlılıklarında beklediğimiz toparlanma ve değerleme iskontosunun azalmasıyla desteklenmesi halinde, yükseliş eğiliminin daha güçlü bir yapıya kavuşabileceğini değerlendiriyoruz.
Tüm bu gelişmeler doğrultusunda, 2025 yılı sonunda belirlediğimiz 15.250 seviyesindeki hedefimizin büyük ölçüde fiyatlanmasının ardından, önümüzdeki dönemde BIST100 endeksinde yeni zirve seviyelerin test edilebileceğini öngörüyoruz. 14.300 seviyesi üzerinde kalıcılığı mevcut pozitif görünümün korunması açısından önemli bulurken, 15.205 seviyesindeki tarihi zirvenin aşılması ve ardından 16.500 seviyesinin üzerinde kalıcılık sağlanması halinde yükseliş eğiliminin ivme kazanabileceğini düşünüyoruz. Şirket kârlılıklarında beklediğimiz toparlanmanın belirginleşmesi ve değerleme iskontosunun kademeli olarak azalması halinde, endekste yukarı yönlü potansiyelin korunacağı kanaatindeyiz. Bu çerçevede, BIST100 endeksi için 12 aylık hedefimizi 19.835 olarak belirliyoruz. Söz konusu hedef, mevcut seviyelerden yaklaşık %36 oranında getiri potansiyeline işaret etmektedir. Bununla birlikte, 14.300 seviyesinin altında kalıcılık sağlanması halinde kısa vadeli görünümde bozulma ve düzeltme riskinin artabileceğini düşünüyoruz. Şirket kârlılıklarında beklenen toparlanmanın gerçekleşmemesi, küresel risk iştahında belirgin bozulma ve jeopolitik risklerde artış ise aşağı yönlü risk unsurları olarak öne çıkmaktadır.
ForInvest Haber
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.