Finansal piyasalar açısından 2026 yılına yönelik baz senaryo, 2025’te ertelenen talep ve fırsatların 2026 beklentileriyle birlikte birikimli bir etki yaratması üzerine kurulu. Özellikle riskli varlıklar açısından reel kayıpların yaşandığı 2025’in telafi edileceği pozitif bir atmosfer bizi bekliyor. Enflasyon ataleti devam etse de risksiz varlıklar açısından reel kazanç dönemi 2026 yılının geneline yayılacaktır. Yıl sonu enflasyonun %23 seviyesinde, politika faiz tahminimizin (%29) altında yaklaşık 6 puanlık bir reel kazançla tamamlanacağını öngörüyoruz. Merkez bankası sıkı duruşu korumakla birlikte, gerileyen reel faiz oranları nakit tutma eğilimini törpüleyecek ve risk iştahını tetikleyecektir. Özellikle faiz hassasiyeti yüksek sektör ve şirketlerin pozitif ayrışacağı bir yıl bekliyoruz. Türk Lirası’nda reel değerlenme dönemini geride bırakacağımız, ihracat oranı yüksek, maliyet artışlarını nihai fiyatlara daha hızlı yansıtan sektör ve şirketlerin daha pozitif performans sergileyeceği bir döneme giriyoruz. Yılın ilk yarısında faiz indirimlerinin birikimli etkisini görmek isteyen TCMB, enflasyondaki seyre göre para politikası duruşunu ayarlayacaktır. Nakit tutma eğilimin maliyetli olduğu ve risksiz varlıklardan daha riskli varlıklara doğru bir portföy hareketi göreceğiz. Bu kapsamda hisse ağırlığını arttıran, oynaklık risklerine karşı %5-10 nakit tutan bir portföy dağılımın daha etkin olacağını düşünüyoruz. Sabit getirili menkul kıymetler ya da döviz endeksli araçların riskli varlıklara göre daha zayıf bir performans sergileyeceğini düşünüyoruz. Endekste nakit akışı güçlü, faiz/kur hassasiyeti yüksek sektör ve şirketlerin 2026’da belirgin pozitif ayrışacağı bir dönem yaşayacağız. Kurdaki yukarı yönlü hareketlerin döviz cinsi satışlara yansıması, faiz indirimlerinin finansman maliyetini düşürmesi bu sektör/şirketlerdeki 2025 negatif etkisini telafi edecektir. Öte yandan ekonomideki döngüler, şoklar ve kısa vadeli oynaklıklara hassasiyeti düşük sektörler model portföyün gözdesi olmaya devam edecektir. Global merkez bankalarının faiz politikaları finansal piyasaların takip edeceği ana tema olacaktır. Tarife savaşları, yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, değerli ve endüstriyel metallerdeki gelişmeler ile başta Ukrayna-Rusya olmak üzere jeopolitik riskler, piyasalar tarafında takip edilecek diğer önemli başlıklar arasında yer alacaktır. Fed ile birlikte global faiz oranlarının gerilemesi, tarifeler konusunda belirsizliklerin azalması, Rusya-Ukrayna savaşının sonlanacağına yönelik iyimser beklentiler ve enerji fiyatlarındaki düşük seyir global ekonomide toparlanma sağlarken, dezenflasyon programı uygulayan Türkiye’nin elini rahatlatıyor. 2026 yılında BIST’i etkileyecek başlıca dinamikler arasında; enflasyon ve buna bağlı olarak faiz oranlarının seyri ile ana ihracat pazarımız olan Avrupa ve çevre ülkelerdeki gelişmeler öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, başta Rusya-Ukrayna, Orta Doğu ve Suriye’deki gelişmeler olmak üzere jeopolitik risklere yönelik beklentiler ile F-35 alımı ve CAATSA yaptırımları başta olmak üzere ABD ile ilişkiler de piyasalar tarafından yakından takip edilecek önemli gündem maddeleri arasında yer alacaktır. 2024 yılında yaşanan kredi notu artışlarının ardından 2025 yılında sadece Moody’s’den not artırımı gelirken, 2026 yılında dezenflasyon programının devamına bağlı olarak yılın ilk yarısındaki gözden geçirmelerde görünüm iyileşmesi, ikinci yarıda ise kredi notu artışı olabileceğini ve bunun CDS’lerdeki pozitif seyri destekleyeceğini düşünüyoruz. Bu gelişmelerin paralelinde geçen sene özelikle hisse senedi piyasalarına gelişmekte olan ülkelerin aksine sınırlı kalan yabancı sermaye akımlarında ılımlı bir iyileşme yaşanmasını bekliyoruz. Bu beklentilerin ışığında, 2026 yılında da enflasyon muhasebesinden muaf tutulan bankacılık sektörünün faiz indirimlerinden etkilenerek pozitif ayrışmasını bu yıl da sürdürmesini bekliyoruz. Bankacılık sektörünün yanında faiz düşüşünden öncelikli etkilenecek sigorta, GYO, inşaat, çimento, cam gibi ilişkili sektörlerinin öne çıkmasını bekliyoruz. Yılın ikinci yarısında ise faiz indirimleri ile sanayi şirketlerinin finansman giderlerinde düşüş ve iç talepteki canlanma ile birlikte gıda-perakende, metal ana sanayi (otomotiv, beyaz eşya), savunma, perakende, telekom, enerji, havacılık, demir-çelik sektör şirketlerinin öne çıkmasını bekliyoruz. Makro revizyonlarımız paralelinde; indirgenmiş nakit akımları analizinde kullandığımız ortalama risksiz faiz oranımızı %20,0’de ve piyasa risk primini ise %5,50’de sabit bırakıyoruz. Bu değişiklikler sonrası BIST-100 endeksi için 12 aylık hedef değerimizi 16,500 olarak belirliyoruz. Endeks hedefimizin %37 getiri potansiyeli taşıması nedeniyle önerimizi AL olarak koruyoruz. Orta ve uzun vadeli portföyümüzde yer alan AKBNK, ASELS, CIMSA, ISCTR, MGROS, SAHOL, TCELL, THYAO’yi tutmaya devam ederken FROTO’YU çıkartıyor ve yerine DOAS ve YKBNK’yi ekliyoruz.
Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.